Hayatımızda tıpkı tarihi geçmiş yiyecekler gibi, süresi artık geçmiş yenilenmek isteyen olgular, arzular, düşünceler, ilişkiler, işler evler… zaman zaman oluyor. Bunu fark etmek ve aksiyona geçmek çok önemli. Bazen hiç kolay olmasa da…
Örneğin çok sevdiğim Türkiye’de ilk oturduğum eve taşınırken aldığım bir abajurum vardı. Bir sebepten düşüp çatlamış olmasına rağmen, çatlak dışardan belli olmadığı için de yıllarca kullanmaya devam ettim. Yakın bir zamanda birden kablo çekilince düştü ve parçalandı. Artık kullanılmaz hale geldi. Mecburen yenisini almam gerekti. Tabii, önce aynısından hala satışta olup olmadığına baktım. Maalesef, satıştan kalkmış olduğunu gördüm. Yapılacak tek şey kaldı Yenisini Almak. Ama nasıl bir şey??? Sevdiğim bir şeyin yerini nasıl başka bir şey alabilir ki?
Önceki abajurun en çok hangi yönünü sevdiğimi düşündüm, rengi. Onun rengine yakın bir lamba almaya karar verdim. Işığının da sıcak ve yumuşak olması benim için çok önemli. O zaman sarı ışık veren ampul ve yakın renkte olanlara bakmak için alışveriş merkezine gittim. Onun için oturduğum yerin merkezine gitmem gerekti tabii. Yani hemen kapının önü değil. Yine de karar verdim bir an önce bunu çözmek için harekete geçtim.
Birkaç yere baktım. ikinci baktığım mağazada çok güzel abajur modelleri buldum. Ama benim evime ve renklerine uymuyorlardı. Mağazanın diğer kısmına geçtim. Bir baktım işte BU! Tıpkı Arşimet gibi içimden sevinerek abajuru elime aldım. Hayal ettiğimden ve öncekinden çok daha güzel bir model çıktı karşıma. Yüzümdeki gülümsemeyi görmeliydiniz. Benim için uyum ve estetik çok önemli. Evimin içindeki uyum ve estetik beni her gün etkilediği için evime güzel ve uyumlu bir eşya almak beni mutlu etti. En önemlisi eskiyi bıraktım (mecburen de olsa) ve yerine yenisini buldum.
Yaşadığımız Her Şey bir Metafordur!
Bu anekdotu bir metafor olarak alabilirsiniz. Aslında hayatta karşılaştığımız birçok konuya aynı şekilde bakabiliriz. Hayatım abajur değil diye düşünebilirsiniz. Evet değil ama tarihi geçmiş olanların abajurdan farkı yok. Bu tabii tepeden bakabildiğimizde daha iyi anlaşılır. Duygusal olarak çok yüklü olduğumuz konularda zaten mesele duygu yükü sebebiyle netleşememek ve vazgeçememek, onu sürdürmeyi arzu etmek. Ki, o sırada en iyi diye bildiğimiz o olduğu için. O ev, o iş, o eş, o sevgili, o ayakkabı, o araba …
İyi de her zaman böyle olmuyor diyebilirsiniz. Burada zihnimizin yapısı, düşüncelerimiz, düşünce kalıplarımız, olaylara ve kendimize koyduğumuz limitler, “… Olmaz!”larımız devreye giriyorlar. O yüzden mümkün olduğunca zihni sakinleştirerek yeni düşüncelere, yeni olgulara YENİYE yer açmak lazım. Kırılan abajur gibi kırılmadan önce tarihi geçtiğini fark edebilmek ve yavaş yavaş da olsa aksiyon almak, bu yönde hareket etmek kesinlikle sonucu değiştirir.
Yaratım zorla değil sizin istek ve arzunuzla olduğunda daha kolay olur. İşte EN BÜYÜK farkı da bu yaratır. Yani SİZ!


